Bizim gibi ülkelerin çoğunda muktedir olanlar, öteki olarak gördükleri kesimi devlet kadrolarından uzaklaştırmayı görev bilirler. Nedeni şu: devletler hukuk üstünlüğü esasına göre dizayn edilmediğinden dolayı devlet aygıtını ve kurumlarını ele geçirenler, devleti dolaylı veyahut doğrudan yönetirler. Hukuk üzerine oturmayan devlet sistemi, bunun yerine toplumsal güçlerle ittifak yaparlar. İttifak yapmalarının nedeni iktidarlarını oturtmak. Zaten iktidarlarını oturttuktan sonra ittifak bozulur ve karşı tarafı bitirmeye çalışır. En azından pasifize etmeye çalışır.
Geçenlerde Bülent Arınç, eleman alımlarında, alacağı kişiler hakkında bilgi edinmenin devletin hakkı olduğunu söyledi. Tabi siz burada ‘’bilgi edinme’’ kavramını fişleme olarak algılayabilirsiniz.
Bu sözü söyleyen sadece Bülent Arınç değil, bu ülkede binlerce insanın buna hayır demediğini, nedeni ise halkın desteklediği bir iktidarın başta olması. İnsanların kendi oylarıyla getirdikleri iktidarları desteklemeleri doğaldır. Ancak insanların oy verdikleri bir partinin yanlışlarını onaylamak zorunda olmadıklarını içselleştirmeleri gerekir. Çünkü bir parti iyi ile başlayabilir sonra kötüye kayabilir. Türkiye siyasi tarihi de buna şahittir. Bu durumda, öncelikle kendisine oy veren insanlar tarafından eleştirilmelidir. Bu olgunluğun Türkiye’de halen mevcut olmadığını söylemek ne halka hakarettir ne de hükümete hakarettir. Realiteyi kabullenmekten başka çaremiz olmamalı.
Asıl değinmek istediğim nokta, bu düşüncenin arka planıdır. Bunu düşünen bir insan, devleti bir özel şirket olarak tasavvur ediyor. Yani devletin sahibi benim ve bu işyerinde çalıştırmak istediğim insan hakkında bilgi almak en doğal hakkımdır, diye olaya bakıyor. Tabi bir özel şirketin sahibi, söz gelimi Alevi bir insandır ve bu işyerinde sadece Alevileri çalıştırma tercihinde bulunabilir. Aynı şekilde bir fabrikanın sahibi bir cemaate gönül vermiş insandır ve burada sadece o cemaatten insanları çalıştırma tercihinde bulunabilir. Bu iki örnekte de insanların tercihleri doğal karşılanabilir. Ancak devlet aygıtında bu iki durum gibi bir durum söz konusu değildir. Nedeni ise devletin, bir grubun veya bir cemaatin veyahut bir siyasi partinin malı olmadığı gerçeğidir. Modern dünyanın devletleri tüm vatandaşlarındır. Ve devletin imkânlarından herkes, liyakatine göre yararlanabilir ve kimse bunun önünde engel olamaz. Çünkü devlet sistemi tüm vatandaşların vergileri ile yürüyen bir sistemdir. Vergi alımında alevi, sünni, cemaatçi, tarikatçı, kürt ve kürtçü, türk ve türkçü diye ayrım yapılmadığına göre; hizmet verirken ve devletin kademelerine eleman alımında da bu tür farklar üzerinden ayrım yapılamaz. Ancak hepimizin de bildiği gibi Türkiye’de realite bu değildir. Aksine ayrımcılığa maruz kalanların değişmesine rağmen, bu tür ayrımların hiçbir zaman yok olmadığı gerçeğidir. Devlet, iktidarına göre şekillendiği ve hukuk üzerine bina edilmediğinden, en önemlisi de zihniyetlerin değişmemesinden kaynaklı bu sorun halen devam etmektedir.
09.01.2014
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
yorumlarınız bizim için önemlidir...